İstanbul, geçmişinden getirdiği değerleri ve tarihsel zenginliğini günümüzün modern koşullarıyla harmanlayabilen nadir şehirlerden biridir.

İstanbul’u hakkını vererek gezmek için günler, aylar ve hatta seneler bile yetmeyebilir. Sayısız tarihi simgeleri, kültürel varlıkları, filmlere konu olan masal gibi yaşanılmış hikayeleri ile Avrupa ve Asya kıtalarını birleştiren bu şehir her yıl milyonlarca ziyaretçiyi de ağırlıyor.

Tarihi bir gezi yapılabileceği gibi, kahve kokusu eşliğinde lokumun damakta kalan tatlı aroması ile lezzet gezisi de yapılabilir. Siz İstanbul’u nasıl gezmeyi tercih edersiniz?

Buyurun İstanbul’da gezilebilecek belli başlı yerlerin listesine:

Galata Köprüsü

Haliç üzerinde, Karaköy ile Eminönü’nü birleştiren bu köprüden geçerken martılar size eşlik ediyor. İlk modern Galata Köprüsü 1845 yılında yapılmış. Günümüzdeki Galata Köprüsü ise 1994 yılında tamamlanmış. Bugün Galata Köprüsü’ne gelen ziyaretçiler köprünün alt kısmındaki restoranlarda bir şeyler atıştırarak maviliği ve uçuşan martıları seyredebiliyor.

Kız Kulesi

Birçok efsaneye konu olmuş Kız Kulesi, Marmara Denizi’nin ortasında yıllara meydan okuyan yapısıyla dimdik durarak şehre gelenleri selamlıyor. Bu kule, aynı zamanda Üsküdar’da Bizans’tan kalan tek eser olarak varlığını sürdürüyor. Osmanlı Dönemi’nde bu kule, gösteri platformu ve savunma kalesi gibi misyonlar yüklenmiştir.

Kız Kulesi ile ilgili birçok hikaye vardır. Bunlardan biri de kral ve kızıyla ilgili olandır. Krala, kızının 18 yaşına bastığında bir yılan tarafından sokularak öldürüleceği söylenir. Bunun üzerine kral da denizin ortasına bu kuleyi inşa ederek çaresiz bir biçimde kızını buraya hapseder. Bir gün kuleye üzüm sepeti gönderilir. Üzüm sepetinin içinden çıkan yılan hesap edilmemiştir. Yılan, kralın kızını sokarak öldürür.

Bu hüzünlü hikayenin mekanı olan Kız Kulesi’ne bugün Salacak ve Ortaköy’den sandallarla ulaşım yapılabilmektedir. Bu tarihi mekanda ve denizin orta yerinde yemek yemek ise keyifli bir şölene dönüşmektedir.

Topkapı Sarayı

Sarayburnu’nda yer alan bu sarayda Osmanlı İmparatorluğu 400 sene boyunca devletin idari merkezi olarak görev yapmıştır. Burada Osmanlı padişahları yaşamış ve bir zamanlar içinde 4.000’e yakın insan ikamet etmiştir.

1478 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yapılan bu saray, ilk zamanlar 70.000 m2’lik alanda yer alırken, günümüzde 80.000 m2 alanı kaplamaktadır.

Günümüzde müze olarak kullanılan bu sarayda hazine odaları, harem, Enderun Avlusu, Divan Meydanı gibi bölümler turistlerin ziyaretine açıktır. O kadar büyük bir saraydır ki, neredeyse tüm gün bu sarayı ziyaret esnasında yetmeyebilir. Spor ayakkabı ve kıyafetler giymekte yarar var. Yorulduğunuz an ise, sarayın içerisinde bulunan restoranlarda Türk mutfağının tadını çıkarabilir ve Türk kahvesi ile yorgunluğunuzu unutabilirsiniz.

Ayasofya Müzesi

Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya, ziyaret edilmesi gereken bir başka mekandır. Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak anılmıştır.

1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A.M.Scheinder başkanlığında yapılan kazı ile bugünkü zeminin 2.00 m altında anıtsal giriş kapısına ait basamaklar, sütun kaideler gibi parçalar bulunmuştur. Bu tarihten itibaren müze olarak yerli ve yabancı tüm ziyaretçilere açılmıştır.

Kapalıçarşı

İstanbul’un merkezinde yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri olan Kapalıçarşı, günümüzde ziyaretçilerin uğrak noktasıdır. Yılda ortalama 91 milyon turisti ağırlayan çarşıda, baharattan deri ceketlere, lokal giyimden, lokuma kadar İstanbul’u hatırlatacak her şey bulunabilir.

Kurukahveci Mehmet Efendi

Türkiye deyince, akla ilk gelenlerden biri de Türk Kahvesidir. Kahve çekirdeklerinin kavrularak mis gibi bir aroma kazanması sonucunda oluşan bu kahveyi içmeden İstanbul’dan kimse ayrılmamalı. 1871 yılında Fatih’te Mehmet Efendi tarafından kurulan “Kurukahveci Mehmet Efendi” ise Türk Kahvesi’nin en çok tanınan markalarından biridir. Kahvenin hikayesi de Kurukahveci Mehmet Efendi ile birlikte şekillenir.

19. Yüzyıl sonlarına kadar çiğ çekirdek olarak satılan kahve, evlerdeki kahve tavalarında kavrulduktan sonra el değirmenlerinde çekilerek içilebiliyordu. Kurukahveci Mehmet Efendi de kahveyi çiğ çekirdek olarak değil, kendisi kavurup, dibeklerde öğüterek müşterilerine satmaya başlamıştır. Kahveyi ilk kez hazır olarak satın alan müşteriler de Kurukahveci Mehmet Efendi’nin ününe ün katmıştır.

Kurukahveci Mehmet Efendi Kahveleri İstanbul’da rahatlıkla bulunabilir.

Baklava

Baklava Türklerin en ünlü tatlılarından biridir. Yöreye göre ceviz, antep fıstığı, badem ya da fındık konarak hazırlanır. Genel olarak şeker şerbeti ile tatlandırılırken, bal şerbeti de arzu edilirse kullanılabilir.

Kat kat açılan ince hamurların üst üste konulmasıyla oluşan bu tatlıyı hazırlamak ustalık ister. Hamurlar öyle ince açılmalıdır ki, zar gibi olmalı ve karşıdaki insanın yüzü görünebilmelidir. Bunun için de yıllarca emek vermek gerekir.

İstanbul’da çok ünlü baklavacılar vardır. Yabancı ziyaretçiler farklı baklava çeşitlerinden denemek için karışık bir tabak yemekle yetinmez ve en sevdiklerini de paket yaptırarak ülkelerine götürmeyi ihmal etmezler.

Lokum

Her gün bir yeni çeşidiyle karşılaştığımız lokum, Türklerin sürprizlerle dolu heyecanlandıran tatlılarından biridir. Kurutulmuş meyveler, kahve, yemiş ve baharatlarla zenginleştirilen lokumun üzeri çikolata kaplı olanı, rulo şeklindekileri gibi birçok çeşidi vardır. İstanbul’da bir lokumcu dükkanına giren ziyaretçi rengarenk bu şekerlemeleri görünce hangi birisinden alması gerektiğini düşünürken saatlerini harcayabilir.

Lokum almak isteyenlerin en çok uğrak noktası ise Ali Muhittin Hacı Bekir lokumlarıdır. 19. Yüzyıl’da İngiliz bir gezginin Avrupa’ya Hacı Bekir’in lokumunu götürmesiyle, ünü dünyaya yayılmıştır.